Tomografi Zararları nelerdir? TOMOGRAFİ ZARARLI MI?

Yazan: admin 08 Ocak 2010 Cuma  
Kategori: Sağlık

Bir makinaya girsem içimde ne var ne yok belli olsa!…” veya “Bir kan versem kanser miyim değil miyim anlaşılsa!…”

Her hasta açıkça söylemese de böyle bir mucize tetkikin ümidini taşır. Keşke teknoloji bu kadar ileri olsaydı, keşke bir kan alarak veya bir makinaya sokarak tüm hastalıklarınızı bulabilseydik. Bellki yüz yıl sonra kan vermenize bile gerek kalmayacak, parmağınızı bir deliğe sokarak veya gözünüzü bir merceğe dayayarak bazı sağlık sorunlarınızı öğrenebileceksiniz ama şu an için böyle bir mucize tetkik yok. Modern teknoloji, hastasının sorunlarını dikkatle dinleyen bir doktordan daha ileri bir teşhis aleti bulamadı.

önce Ticaret

Kurnaz tüccarların mallarını bire bin katarak övmesi gibi modern tıp da makinelerini ve teşhis metodlarını bire bin katarak övmeyi adet haline getirdi. Yeni teşhis metotları piyasaya sürülürken avantajları anlatılıyor ama risklerinden bahsedilmiyor. Normalde kanser tedavisinin takibinde işe yarayan bazı testler sanki kanser erken teşhis testleriymiş gibi lanse ediliyor.

Journal of Medical Screening dergisinde konuyu işleyen Dr. Nicholas Wald’a göre tomografinin yaydığı şua kanser riskini artırabiliyor.

Lüzumsuz tomograf yaptırmanın zararları:

1.Vücudunuza yüksek dozda şua alarak kanser riskinizi artırırsınız.

2.Tomografiye alınan hasta bir şüphe ile alınır. Bazen hekimler hastayı ikna etmek için korkularını körüklerler. “Hım.. baş ağrınız beyindeki tümöre ait olabilir. Tomografi yapılmadan kesin bir şey söyleyemeyiz…” Cümlesini duyan hasta sonuç eline verilene kadar geçin iki üç günü uykusuz geçirir. Ne kadar baskılarsa baskılasın en kötü ihtimal şuur altına gelip takılır. Karısıyla ve çocuklarıyla vedalaşanı çok görmüşümdür. Tetkik sonrası uzun dönemli depresyona giren pek çok hasta vardır.

Hiçbir şikayeti olmayan bir kişinin “sadece tarama amaçlı” tüm vücut tomografisi veya kısmi tomografi yaptırması doğru değildir.

Bildiğiniz gibi herhangi bir nedenle röntgen çektirdiğimizde veya tomografi, mamografi, anjiyografi gibi tetkikler yaptırdığımızda vücudumuz zararlı röntgen ışınlarına maruz kalıyor. (örneğin sık yapılan mamografilerin meme kanserini tetiklediğine dair bilgiler var.) Tabi ki bir hekim önerisi ile ve gerçekten ihtiyaç olduğunda bu tetkikleri yaptırmamız gerekir ama şurası bir gerçek ki ülkemizde bazı tetkikler gereğinden fazla isteniyor. Bazen de hastalar tetkik yaptırmak için ısrarcı oluyor. Bu yüzden yukarda saydığım tetkikleri yaptırırken bir yandan da şua aldığınızı sakın unutmayın…

Amerika’da her yıl 20 milyon yetişkinin ve 1 milyon çocuğun lüzumsuz yere tomografi yaptırdığı biliniyor. Bizim ülkemizde kaç kişiye lüzumsuz tomografi yapılıyor? Bir milyon? On milyon?

CT tomografiler basit röntgen tetkiklerine kıyasla çok daha fazla şua yayarlar (50-200 kez daha fazla) Amerikada önümüzdeki 20-30 yıl içinde ortaya çıkacak kanserlerin %1.5-2 sinin nedeni çekilen tomografiler olacak.

çocuklar radyasyona bağlı kanserlere karşı daha hassastırlar bu yüzden onların tetkiklerinde daha dikkatli olmak gerekir. İki kez CT scan çektirdiğinizde Japonyada atılan atom bombasına 2.5 km uzakta bir kişi kadar radyasyon alırsınız. CT Tomografilerin kanser riski yaş küçüldükçe daha artar, yaş büyüdükçe azalır. En büyük risk genç bayanlarda görülür. Kalp hastalığından şüphelendiğimiz her kişiye CT koroner anjiyografi öneremeyiz. öncelik daha zararsız olan efor testinde olmalı. Bulgular çok kuvvetli ise ayırıcı tanı için radyasyon riski gözardı edilerek CT tomografi yapılabilir.

Sonuç olarak eğer doktorunuz şüphelendiği belirli bir hastalığın kesin teşhisini sağlamak için tomografi istediyse tabi ki yapılmalıdır, ancak akciğerlerime bir baktırayım bir şey varmıymış diyerek tomografi çektirmek veya arasıra başım ağrıyor bir beyin tomografisi çektireyim demek doğru değildir.

Çernobil faciası – ukrania çernobil

Yazan: admin 08 Ocak 2010 Cuma  
Kategori: Sağlık

Dünyanın hiçbir yeri Çernobil olmasın!

Soğuk algınlığı tedavisi, Soğuk algınlığına ne iyi gelir

Yazan: admin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Sağlık

Domuz gribi vakkası endişesi ile sağlığımıza dahada dikkat etmemiz gerektiğini anladık ve soğuk almamak, üşütmemek için ise elimizden gelin yapmaya başladık millet olarak. Üşüten kişi domuz gribi korkusu ile hastaneye gidiyor, bir çoğuda bu korkudan ötürü gitmiyor, evde tedavi uygulyor. Peki soğuk alıngınlığı nasıl tedavi edilmeli? İşte cevabı;

 

Bazı yiyecek ve içecekler doğal yoldan bağışıklık sistemini güçlendirir. Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nun bağışıklık güçlendirici önerileri..

Domates çorba koruyucu
Soğuk algınlığını yenmek için tavuk suyuna çorba içmek iyi geliyor. Ancak korunmak istiyorsan, en iyisi domates çorbası.

Salatanıza yağ ekleyin
Öğle yemeğinde salata yemek akıllıca olur. Ancak yağsız yemek konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Iowa State Üniversitesi araştırmacıları 12 hafta boyunca yedi kişiyle yaptıkları çalışmada bu kişilere sadece salata vermiş ve her yemekten sonra kan değerlerini ölçmüş. Sonuçta salatalarında yağ kullanmayanların bedenlerinde bağışıklık sistemiyle bağlantısı olan karotenoidlerin ve antioksidanların emilmediği görülmüş. Doktor Wendy White, karotenoidlerin bağırsaklardaki emici hücrelere ulaşması için yağa ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Bakteri ve virüslere karşı yulaf
Kemik iliğinde üretilen, makrofaj adı verilen beyaz kan hücreleri, bedeni sürekli olarak gezer, bakteri ve virüslerle mücadele eder. Ancak bunlar beta-glucan sayesinde harekete geçer. En önemli kaynağı yulaf.

Fasulyeleri uzat
Kızartmayı bir kenara bırakıp, buharda pişmiş sebzeleri tercih etmekte fayda var. Fazla yükleri kaybetmek; sadece kardiyovasküler hastalıklar ve diyabet riskini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sistemini de düzenler. Tufts Üniversitesi araştırmacıları belirgin bir şekilde fazla kiloları olan insanlardan günde 100-200 kalori daha az almalarını istemiş. Kilo kaybının ve kolesterol değerlerinin değişmesinin yanı sıra, katılımcıların bağışıklık sisteminin hastalıklara karşı güçlendiği tespit edilmiş. Araştırmacılar tam olarak nedenini bilmese de kesin bir şey var ki; günde 100 kalori azaltmak oldukça basit bir iş. Mesela bir dahaki sefere portakal suyunu suyla değiştirip, patatesinin yanında da sos almamayı deneyebilirsin.

Acı hastalığı önler
Acı yiyeceklere yakıcılığı veren bir bileşik olan kapsaisin, hastalığı daha başlamadan durdurabilir. Güney Kore Uslan Üniversitesi’nde farelere günlük dozlar halinde kapsaisin verilmiş ve sonuçta hiç bu madde verilmemiş olan farelere göre bedenlerinde üç kat fazla antikor üreten hücreye rastlanmış. Bilindiği gibi daha fazla antikor demek, daha az soğuk algınlığı ve nezle demektir. Araştırmacı Doktor Rina Yu, diğer çalışmalarda da belirlendiği gibi bu bileşimi barındıran yiyecekleri yiyerek bağışıklık sistemini güçlendirebileceğini söylüyor.

Soğuğa karşı papatya çayı
London Imperial College arastırmalarına göre papatya çayı koruyucu önem taşıyor. İki hafta boyunca günde beş bardak bu çaydan içen insanların kan değerlerinde bitkisel bir bileşim olan polifenolun arttığı gözlemlenmiş. Araştırmanın başı olan Doktor Elaine Holmes katılanların değerlerinin çayı bıraktıktan sonra iki hafta boyunca yüksek olduğunu söylüyor. Papatya çayı aynı zamanda glisin değerlerini yükselttiğinden, sinirleri rahatlatır ve yatıştırır.

Bal kürü
Kolay sindirilen bal, bağırsak ve böbreklerin daha iyi çalışmasına da yardımcı olur. Bilindiği gibi bal önemli bir enerji kaynağıdır. Yapılan araştırmalarda da tespit edildiği gibi yorgunluğu giderip, hem beynin hem de bedenin çalışmasını kolaylaştırır. Ayrıca tansiyonu düşürür, kansızlığı giderir, damarları acar, cildi yumuşatır, nezle ve öksürüğe iyi gelir, alerjik durumları önler, ülsere faydalıdır ve ağrı dindirici özelliği vardır. Bütün bunların yanında üç gün süreyle uygulayacağın bal kürü bağışıklık sistemini bir hayli güçlendirir. Sabah, öğle ve aksam birer yemek kaşığı yiyebilirsiniz. Acıktığınızda aralarda yine bal tüketebilirsiniz. Ayrıca bol bol su içebilir ve sadece bir parça doğal ekmek yiyebilirsiniz.

Yoğurt oldukça yararlı
Kesilmiş sütün suyundan elde edilen protein, bağışıklığı etkili biçimde güçlendiren bir kokteyldir. Sistein adı verilen (ve bedende glutatyona dönüşen) amino asit bakımından oldukça zengindir. Glutatyon güçlü bir antioksidan olup, hücreleri, bakteri ve virüsler yüzünden meydana gelen hastalıklara karsı destekler. Bu proteini içeceğine veya yoğurda ilave edip yiyebilirsin. Normalde yoğurt kasesinin üzerinde oluşan temiz sıvı genelde kesik süt proteinidir. O yüzden o kısmı dökmeyip, tekrardan yoğurdun içine karıstırmalısın.

Bu günlerde sağlığınıza çok dikkat edin Melek’lerim, domuz gribi tedbiri için ellerinizi, ağzınızı ve burnunuzu tuzlu sul ile yıkayın.

Dileriz ki ülkemiz bu virüsü bir an önce atlatır, kimsenni sağlığı bozulmaz, canı yanmaz…

www.sohbetchat.gen.tr

Kolesterol Hastalıgı, kolestrol tedavisi, kolestrol şifalı bitkiler

Yazan: admin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Sağlık

Günüzmüz de o kadar çok karşılaşıyoruz ki kolesterol hastalığı ile, eskiden belirli yaşlar da çıkar sandığımız hastalık şimdi bebeklere kadar yansıdı malesef…

Kolesterol hastalarını sevindirecek ve tedavi edecek, kolesterol seviyesini oranlıyacak, tamamen bitkisel karışımlar olan, konumuza buyrun…

1-Rendelenmiş 2 tane havuç üzerine 1 demet maydanoz doğranır. Üzerine 1 limon ve 2 tatlı kaşığı zeytinyağı karıştırılarak yenir.

2-Sabah ve akşam aç karnına ikişer elma yenir.

3-10 gün, kahvaltıdan önce 1 su bardağı çilek veya kiraz yenir.

4-Günde 2 kere aç karnına birer su bardağı havuç suyu içilir.

5-Sabah ve akşam aç karnına 2 tatlı kaşığı likit yağı içilir ve birer diş sarımsak yenir.

6-Bir litre suya 4 diş sarımsak, 1 tutam lavanta çiçeği, 4 tutam adaçayı, 2 tutam maydanoz atılır. Bundan günde 2 fincan içilir.

Mide bulantisi tedavisi, miğde bulantısı nasıl geçer

Yazan: admin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Sağlık

”İğrenç bir duırumdur ki ondan mide de bulanır zaten” demekten kendimi alı koyamıyorum. Bir çok sebebe bağlıdır mide bulantısı, en bilindik olanı hamilelik, üşütme ve beslenme gibi etkenler sayesinde vs vs…. Peki mide bulantısı nasıl geçer? İşte cevabı;

 

MİDE BULANTISI
Tanımı: Kusmalardan önce beliren rahatsız edici bir duygudur.
Nedenleri: Mide bulantısı, mide bozukluğu, yüksek ateş, serebral bir olayın başlangıcı veya belirtisi olabilir. Hastalık ya da tahriş edici maddenin vücuda girmesi sonucu ortaya çıkan mide bulantısının belirtilerinden biri de kusmadır. Bulantının bir hasta­lığa dayanmayıp da en sık görülen nedeni ise, taşıt tutmasıdır. Menenjit, gibi beyin hastalıkları da bulantıya neden olabilir.
Gebelik bulantılarıyla karıştırmamak gerekir. Devamını oku

Karın ağrısına ne iyi gelir? karın ağrısı tedavisi

Yazan: admin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Sağlık

Her hangi bir sebepten ötürü karın ağrısı çekiyorsanız ve karın ağrısına ne iyi gelir bilmiyorsanız? İşte;Bir miktar tatlı badem içi havanda dövülmek su­retiyle ezilip süt ile karıştırılarak içilir. Özellikle bebeklerin ka­rın ağrısı için faydalı olur.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı nane ve kü­çük bir parça limon kabuğu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı acı pelin katılıp soğuduktan sonra ağnlı durumlarda yu­dum yudum aç karnına kullanılır.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı tarçın katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzüle­rek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir su bardağı soğuk suyun içine bir çay kaşığı benekli yılanyastığı katılıp sekiz saat beklendikten sonra, süzülerek, her Öğünden önce ve sonra birer yudum olmak üzere günde altı yu­dum ve her seferinde bardak, sıcak suyun içinde ısıtılarak içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı anason katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı san şebboy katılıp soğuduktan sonra ağrılı durumlarda günde üç çay kaşığı aralıklarla birer çay kaşığı olarak kullanılır. Daha büyük dozlarlarda kullanılması bitkinin zehirli olmasın­dan ötürü sakıncalıdır.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı şahtere katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı raziyane katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendik­ten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir adet orta irilikte çam kozalağı ka­tılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir litre üzüm sirkesinin içine, havanda iyice dövülmüş olan 3/4 anason katılıp kaynatılmasının ardından, süzülerek elde edilen anason posası alınıp üzerine yanm kahve fincanı yakılmış ve dövül­müş bir çorba kaşığı şap ilave ettikten sonra, iyice karıştırılarak te­miz bir tülbentin arasına konulup karın bölgesinin üzerine bağlanır.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşı­ğı çörek otu ile bir tatlı kaşığı süzme bal karıştırılıp macun hali­ne getirildikten sonra yenilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı papatya katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzüle­rek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşı­ğı tarhun tohumu ile bir tatlı kaşığı süzme bal karıştırılıp macun haline getirildikten sonra yenilir.
* Bir adet iri baş soğan mikser yardımıyla sıkıldıktan sonra elde edilen suyu bir kahve fincanı suyun içine bir çay kaşığı ka­tılarak içilir.
* Karnın üzerine iki kat havlu koyulup üzerinde kızgın ütü gezdirilir.

Biz ağrılarınız çok şiddetli ve geçmiyor ise kesinlik bir hekime görünmenizi tavsiye ederiz. Geçmiş olsun…

ÇOCUKLARDA BADEMCİK VE GENİZ ETİ

Yazan: admin 25 Aralık 2009 Cuma  
Kategori: Sağlık

ÇOCUKLARDA BADEMCİK VE GENİZ ETİ :
Alınmalı Mı ? Alınmasına Nasıl ve Ne Zaman Karar Verilir ?

Aileler, çocuklarının bademciklerinin büyük olmasından ya da sık enfeksiyona neden olmasından dolayı endişe duymaktadırlar.

İyi çalışan bir bademcik bağışıklık sisteminin önemli bir halkasını oluşturmaktadır ancak çocuğunuzun bademciği, kendi kendine iltihaplanır duruma geliyorsa, savunma görevini yerine getiremeyecektir. Antibiyotik tedavisi gerektirecek kadar sık iltihaplanan bademciklerin tedavisinde ise genellikle ameliyat önerilmektedir. Çok sık iltihaplanan, horlama yapacak kadar büyük olan, beslenme ve büyüme düzenini engelleyici durumlarda bademciklerin ameliyat ile alınması gerekebiliyor.
Anne ve babanın sigara kullanıyor olması ya da sigara kullanılan ortamlarda çocuğunuzun bulunması ve allerjik hastalıklar da rahatsızlığı arttıran etkenler arasında sayılabilir. Geniz etinin ilaçla tedavisinde belirtilen ilaçlar geçici bir süre rahatlama sağlasa da maalesef bu sürekli olamamaktadır. Eğer çocuğunuz geceleri huzursuz ve ağzı açık uyuyorsa, her gece terliyorsa ve sık sık orta kulak iltihabı geçiriyorsa, geniz etinin alınması gerekebilir. Gelişmeyi engelleyen ya da bozan (diş yapısının çarpıklığı, yüksek damak, küçük çene) bir tıkanıklığın mevcut olması durumunda operasyon, yaş dikkate alınmaksızın uygulanmaktadır.

Ne Zaman Alınmalı ?

Tonsilektomi sayısının, geçmişe nazaran azaldığı doğrudur ancak günümüzde hâlâ birçok vakanın da yapıldığı bir gerçektir. ABD’de ki istatistikler, en çok yapılan ameliyatın tonsilektomi olduğunu göstermektedir.
Kronik bademcik enfeksiyonlarında, bademciğin alınmasını gerektirecek iki durum vardır. Bunlardan birincisi enfeksiyonun kronikleşmesidir. Örneğin; altı ayda, üçten fazla atak ya da tekrarlayıcı bademcik rahatsızlığının yaşanması. Bu da genellikle bir yılda beş atak ya da birbirini takip eden üç yılda üçer atak (dokuz atak) olarak görülmektedir. Öte yandan American KBB Baş ve Boyun Cerrahisi Akademisi (American Academy of Otolaryngology – Head and Neck Surgery), bir yılda üç ya da daha fazla tonsilektomi geçiren çocuklara ameliyat tavsiye etmektedir. Bu arada, yapılan bademcik ameliyatlarının, bademcik dışı ameliyat risklerini de azaltmadığını belirtmek gerekir.

Bademcik Enfeksiyonu (Tonsilit) Nedir ?

Genellikle, streptokok tipi bakterilerin ya da virüslerin neden olduğu boğazdaki adenoid dokunun (bademciklerin) enfeksiyonudur. Burada önemli olan nokta, streptokok tipi enfeksiyonları geçiren herbir çocuğun ameliyat edilmesi gibi bir gerekliliğin olmadığıdır. Tüm üst solunum yolu enfeksiyonları, bademcik enfeksiyonu ya da atağı olarak değerlendirilmemelidir.
Ameliyata karar verilirken, enfeksiyonun şiddeti belirleyicidir ( hafif ya da orta şiddette olması gibi). Örneğin; enfeksiyonu ayakta geçirebilen bir çocukla, her enfeksiyonda okuldan bir hafta uzak kalan çocuğun tedavisini ayrı değerlendirmek gerekir.
Ameliyatın yapılmasını gerektirecek diğer kriter ise, bademcik dokusu çevresinde apse gelişimi, iki ya da daha fazla sayıda boyun lenf dokusu iltihaplanmasıdır.

Uyku Apnesi (Uykuda Nefes Durması) :

Çocuk bademcik ameliyatlarının yapılmasının önemli nedeni, tıkayıcı uyku apnesi oluşturacak kadar bademciklerin ve geniz etinin büyük olmasıdır.
Tıkayıcı uyku apnenin varolduğu durumlarda çocuklarda genellikle; horlama, uykuda nefeslerinin zaman zaman durması, rahatsız uyku, altına kaçırma, morarma, gündüz fazla uyku ihtiyacı, öğrenme güçlüğü ve hiperaktivitenin de dahil olduğu davranış ve öğrenme sorunları yaşanabilir. Teşhisten sonra bu çocuklara uygulanan, genellikle genizeti ile birlikte bademciğin alınmasıdır.

Büyük Bademcikler :

Uyku apnesinin yanında büyük bademcikler genellikle beslenme ve yutma problemlerine ilave olarak ağızdan nefes alma ve konuşma bozukluklarına da neden olmaktadır. Bu çocukların tedavisinde de ameliyat gerekebilir.

Bilinmesi Gerekenler :

• Çocuğunuzun çok fazla boğaz iltihabı yaşadığını ya da bademciğinin çok büyük olduğunu düşünüyorsanız, KBB uzmanına danışınız
• Eğer hekiminizin tercihine rağmen cerrahi konusunda tereddütleriniz varsa, bu konudaki bilgilerinizi derinleştirinceye kadar araştırınınız, sorunuz.
• Özellikle uyku apnesi durumu, diğer bademcik alınması kriterlerine göre daha acil operasyon gerektirecek durumlardandır.

Bademcikler iltihaplandığında öncelikle ilaçla tedavi yöntemi uygulanmaktadır. Antibiyotik tedavisine başlanmadan önce hastalığa neden olan mikrobun belirlenmesi gerekir. Eğer iltihaplanma sık sık tekrarlanıyorsa artık koruyucu olmaktan çıkıp zarar veren bir yapı haline gelmeye başlar. Bu durumda ameliyatla alınmaları gerekir. Bademciklerin alınması savunma sistemini zayıflatmaz çünkü antikorları vücudumuzda üreten farklı dokular da bulunmaktadır. Bademcik ameliyatları özel durumlar dışında en erken 4-5 yaşlarında uygulanmaktadır. Riski en az olan müdahalelerden biridir ve hastanın aynı gün içerisinde hastaneden çıkabileceği bir operasyondur.

Operasyon konusunda BosphorusKBB Merkezi’nde, hastalar muayeneden sonra “Medikal Konsey” olarak ifade edilen bütün doktorların katıldığı ikinci görüşe alınmaktadır. Hem tüm doktorlar aynı anda hastanın tetkik ve muayene sonuçlarını değerlendirmekte hem de operasyonun gerekli olup olmadığına karar verilmektedir. Bu şekilde ameliyat konusunda soru işaretleri olan hasta ve hasta yakınları da tüm sorularını KBB uzmanlarına yönlendirebilmektedir.

Yukarıdakı bilgiler BosphorusKBB Artı Sağlık Dergisi’nden alınmıştır.

NEZLE – GRİP tedavisi nasıl yapılır

Yazan: admin 25 Aralık 2009 Cuma  
Kategori: Sağlık

NEZLE – GRİP

Kış aylarında evinize kapansanız ve insanlardan kaçsanız bile nezle ve gribe yol açan mikroplardan asla kaçamazsınız!!! Sizin adınıza rezerve bir mikrop sizi daima takip edip bulacaktır. Gittiğiniz her yerde, dokunduğunuz her şeyde-kapı kolu, sıktığınız bir el, bankamatikteki tuşlar vb-sizinle buluşmayı beklemektedir o mikrop!

Peki , o zaman ne yapacaksınız hastalanmamak için? İyi beslenerek, sigaradan kaçınarak ve kendinize çok iyi bakarak tabii ki! Büyüklerimizin bize her zaman tavsiye ettiği nane-limon-ıhlamur gibi doğal ürünlerin kullanımını da (ki şu anda Amerika’da bu tür maddelerin ilaç ve bitki çayları şeklinde kullanımı oldukça popüler!!!) bu listeye ekleyebiliriz.
Öncelikle nezle ve grip nedir, biraz ondan bahsedelim.

Nezle

Genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler. Rhinovirüs vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Bu virüs üst solunum yoluna girip tutunduğu andan itibaren kişide 2-3 gün içinde hastalık bulguları ortaya çıkmaya başlamaktadır. En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Genellikle bulgular 1 hafta kadar sürer ancak bazı durumlarda (yaşlılar, çocuklar, direnç bozukluğu olan kişiler, kalp ve şeker hastaları) 2 haftayı bulabilmektedir. En son olarak 1 hafta kadar süren kuru bir öksürük kalmakta, bu da geçtikten sonra hastalık tamamen atlatılmaktadır. Pratik anlamda kültür vb. yöntemlerle hangi virüsle hastalığın ortaya çıktığını saptamak gibi yöntemlere gerek yoktur, çünkü doktorunuz için, hastalığa hangi virüsün yol açtığından çok hastalığın ilerleyip daha şiddetli bir enfeksiyona dönüşüp dönüşmediğinin takibi önemlidir. Bazen virüsün üst solunum yollarında yarattığı hasar, daha saldırgan mikropların oraya yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Böyle bir durumda sinüzit, orta kulak iltihapları, zatürre gibi daha ağır hastalıklarla karşılaşılabilmektedir

Grip

Grip ise en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.

Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. Amerikan Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde yapılan deneysel çalışmalarda bu aşının şu anda uygulanmakta olduğu biçimde iğne şeklinde değil de buruna sprey şeklinde uygulanmasının daha etkileyici olacağı ortaya çıkmıştır, bu konudaki çalışmalara devam etmektedir.

Neden bazılarımız fazla nezle-grip olmazken bazılarımız da devamlı çantamızda kutu mendillerle gezmekteyiz? İşin genetik ve erken çocukluk döneminde yeterli beslenme olup olmaması kısmını bir tarafa bırakırsak kişinin sık enfeksiyonlara yakalanmasına yol açan 4 ana neden vardır: yetersiz uyku, stres, yetersiz beslenme ve sigara.
Pek çok bağışıklık sistemi elemanı (doğal mikrop öldürücü hücreler vb.) özellikle uyku sırasında aktive edilmektedir. Bu nedenle düzensiz uyku ve dinlenememe direncimizi oldukça azaltmaktadır. Stres durumunda salınan hormonlar da bağışıklık sisteminin olumsuz etkilemesine yol açmaktadır. Yine direnç için gerekli vitamin, mineral ve proteinden fakir beslenme de hastalıkları davet etmektedir. Sigara ise solunum yolarını kaplayan koruyucu tabakanın zedelenmesine ve mikropların buralara kolayca tutunmasına yol açmaktadır.
O zaman sık hastalanmamak için neler yapmalıyız? Öncelikle beslenmemize çok dikkat etmeliyiz. Şeker ve karbonhidrat alımımızı kısıtlamalı, kızartmalardan ve margarinle yapılan yiyeceklerden uzak kalmalı, balık tüketimini arttırmalı, zeytinyağını daha çok kullanıp mısırözü, ayçiçek yağı kullanımını azaltmalı, bol meyve-sebze tüketmeli ve bol bol su içmeliyiz. Çay- kahve yerine bitkisel çayları tercih etmeliyiz. En önemlisi de probiyotik denen doğal koruyucu içeren yoğurtlardan günde en az 2-3 kaşık tüketmeliyiz.  

Nezle –Gripten Korunmak İçin Destek Olarak Neler Almalıyız?

Diyetinizi yukarıda belirtilen şekilde düzenledikten sonra aşağıda belirtilen bazı destekleyici vitaminlerin kullanımı bu tür enfeksiyonlara daha dayanıklı olmanızı sağlayacaktır.

C Vitamini – Enfeksiyonla Savaşta Altın Asker:

C vitamini, virüs ve bakterilerle savaşta görevli kandaki beyaz küre hücrelerinin yapımını ve aktivitesini arttırmaktadır. Ayrıca bu mikroplarla savaşta kullanılan bazı maddelerin (interferon olarak adlandırılır) üretimini arttırarak vücudun direncini yükseltir. Antioksidan etkisiyle serbest radikal denen hücre hasarlayıcı maddelerin açığa çıkmasını önlemektedir. Bu kadar önemli bir vitaminin insanlarda vücutta üretilemiyor olması nedeniyle düzenli olarak ağızdan alınması gerekmektedir. Günlük gıdalarla (narenciyeler, yeşil biber, maydanoz, brokoli, kavun, domates suyu, patates, mısır, bezelye, muz ) alınması gereken en az C vitamini miktarı 60 miligramdır. Koruyucu olarak günde 1-2 kez 100-250 miligram, enfeksiyon durumunda ise günlük toplam 1000-1500 miligram kadar alınması önerilmektedir.

Çinko – Nezlenin En Korkulu Düşmanı:

Boğazda kaşıntı, yanma, hapşırma şikayetleri ortaya çıktığı anda hemen birkaç tane çinko pastilini arka arkaya emerseniz birkaç saat içinde şikayetlerinizin büyük oranda azalacağını göreceksiniz. Nezle başladığında elimizdeki en iyi tedavi seçeneği olan çinko bunu nasıl sağlamaktadır? Yapılan çalışmalara göre çinko pastillerinden emerken erime sırasında açığa çıkan çinko iyonları yüz ve burun bölgesi damarlarına yayılmakta ve hapşırmaya yol açan sinirsel uyarımı durdurup buna bağlı burun salgısı oluşumu ve burun tıkanıklığını önlemektedir. Bu etki çinkonun vücut tarafından yıkılması sürecince devam ettiği için 2 saatte bir pastil kullanımının tekrarlanması gerekmektedir. Bir başka çalışmaya göre ise çinko, virüslerin hücre içine girmek için tutundukları proteinlerin üzerini kapatarak bu girişe engel olmaktadır.
Sağlıklı bir erişkinin günlük çinko ihtiyacı 12-15 miligramdır. Özellikle kırmızı et, tavuk vb. kümes hayvanlarının eti, karaciğer, yumurtada bulunmaktadır. Bunun dışında vücut direncini arttırmak için çinko içeren vitaminlerden (çinko glukonat- 15 miligram/gün) alınabilir. Nezle başlangıcında, şikayetler geçene kadar, en hızlı şekilde çinko pastillerinden (çinko glukonat veya çinko asetat; 11.5-23 miligram/gün) 2 saatte bir emilmesi gerekmektedir.

Echinacea (Ekinezya-Mor Koni Çiçeği)-Bitkisel Özlü Direnç Arttırıcı:

Ekinezya, doğada yabani olarak yetişen, özellikle Kuzey Amerika’da sık görülen bir bitkidir. Bitki çayları ve bitkisel kaynaklı maddelerin yapımı için kültür şeklinde üretilmekte ve toplanmaktadır. Bu bitki, vücuda giren mikropların sindirilerek yok edilmesinde görevli olan fagositer hücrelerin üretimini arttırarak bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.
Boğazda kuruma, yanma ortaya çıktığı anda 1 bardak ılık Ekinezya çayı içmek veya birkaç tane Ekinezya pastili emmek boğazınızı oldukça rahatlatacaktır. Bunun yanısıra Ekinezya kapsüllerinden günde 400-600 miligram kadar (yani günde 2-3 adet) kullanıp şikayetleriniz gerilediğinde bunu günde tek doz halinde almaya devam edebilirsiniz.
Ekinezyanın bilinen herhangi bir yan etkisi olmamakla beraber lupus veya romatoid artrit gibi bağışıklık sistemi bozukluğu (otoimmün hastalık) olan kişilerle papatya alerjisi bulunan kişilerin bu doğal ilacı kullanmaması önerilmektedir.
Bu belirtilen vitamin ve doğal bitkisel ürünlerin yanı sıra A vitamini, E vitamini, balık yağı (yeterli balık tüketimi yoksa), Selenyum da ek olarak alınabilir.

 

Vitamin Dozlarını Özetlersek;

Koruyucu olarak günlük alınması gereken vitamin ve destek ilaçların dozları:

C vitamini 100-250 miligram
Çinko 15 miligram
Ekinezya 600-1200 miligram
A vitamini 5000-10.000 internasyonal ünite
E vitamini 30-200 internasyonal ünite
Selenyum 5-15 miligram

Nezle-grip başlangıcında günlük alınması gereken vitamin ve destek ilaçların dozları:

İlk gün:

C vitamini 1000-1500 miligram (500 miligramlık olanlarından 2-3 adet)
Çinko Pastil şeklinde her 2 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)
Ekinezya Kapsüllerinden 2-3 adet (400-600 miligram)

İkinci gün:

C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)
Çinko Pastil şeklinde, her 4 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)

Üçüncü gün ve sonrasında:

C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)
Çinko Pastil şeklinde, her 6 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

•Boğaz ağrısı 48 saatten uzun sürmüşse,
•Bademciklerinizin üzerinde beyaz noktalar oluşmaya başlamışsa,
•Burun akıntısı ve tıkanıklık 1 haftadan uzun sürmüşse,
•Burun akıntınızın rengi sarı veya yeşil renge dönmüşse,
•Yüzünüzde veya başınızda şiddetli ağrı ortaya çıkmışsa,
•Öksürüğünüz 7 günden uzun sürmüş, nefesiniz daralmış ve balgam çıkarmaya başlamışsanız,
•Kulağınızda şiddetli ağrı, akıntı veya 7günden uzun süren tıkanıklık varsa,
•38 dereceyi geçen ateşiniz olduysa,

mutlaka bir doktora başvurmanız gerekmektedir.

Eski bir deyiş vardır: “Nezle 7 gün sürer, fakat uygun bir tedaviyle 1 haftada tedavi edilebilir”. Bahsedilen doğal koruyucu yöntemlerle bu deyiş günümüzde artık geçerliliğini yitirmiştir. Sağlıklı kalmanın yolu dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, mümkün olduğunca kendinize zaman ayırıp dinlenme ve stresli ortamlarda kendi kendinizi telkin ederek sakinleştirmeden geçer. Doğal koruyucu yöntemlerle bağışıklık sisteminizi desteklemeyi ve kendinize çok iyi bakmayı sakın unutmayınız.

KRONİK ORTA KULAK İLTİHABI

Yazan: admin 25 Aralık 2009 Cuma  
Kategori: Sağlık

Tanım:

Kronik orta kulak iltihabı, orta kulağın tekrarlayan ya da devam eden enfeksiyonu ve enflamasyonudur.

Nedenleri:

Kronik orta kulak iltihabı, kulak zarı arkasında gelişen ve düzelmeyen sıvı varlığıyla karekteredir. Allerjiler, enfeksiyonlar, kulak travması ya da geniz eti büyümesinin yol açtığı tekrarlayan östaki tüpü tıkanıklıkları (veya devam eden tıkanıklıklar) nedeniyle gelişir. Östaki tüpü burnun arka kısmı ile orta kulak arasında bağlantı sağlar.
Orta kulak sadece enflamasyondan ziyade bakterilerle (ya da nadiren virüslerle) enfekte olduğu zaman daha ciddi bir durum ortaya çıkar. Kronik kulak enfeksiyonu, akut bir kulak enfeksiyonunun tam olarak iyileşmemesi veya tekrar etmesi sonucu gelişebilir. Enfeksiyon kulak arkasındaki mastoid kemiğe yayılabilir (mastoitit) veya sıvı artarak yarattığı basınç etkisiyle kulak zarını yırtabilir veya orta kulaktaki kemikçiklere hasar verebilir.
Süpüratif kronik otit doktorların, kulak zarı yırtığını, orta kulak veya mastoid bölge kaynaklı akıntı veya enflamasyonu tarif etmek için kullandığı bir terimdir.
Kronik kulak iltihabı etkilerinin uzaması ya da tekrar etmesi, kulağa kalıcı hasar verebilmesi sebebiyle akut kulak iltihabından daha yıkıcıdır. Buna karşılık kronik, uzun süreli enfeksiyon daha az ciddi bulgularla seyredebileceğinden saptanamayabilir ve uzun süre tedavisiz kalabilir.
Kulak enfeksiyonları östaki tüpünün çocuklarda daha kısa, dar ve daha yatay olması sebebiyle erişkinlere kıyasla çocuklarda daha az sıklıkta gözlenir.

Bulgular:

  • Kulak ağrısı ya da rahatsızlığı
  • Genellikle hafif
  • Kulakta basınç hissi
  • İltihaplı kulak akıntısı
  • İşitme kaybı

Not: Bulgular devamlı veya aralıklı olabilir ve tek ya da her iki kulakta da olabilir.

Muayene ve Testler:

Kulak muayenesinde matlık, kızarıklık, hava kabarcıkları veya kulak zarı arkasında sıvı gözlenebilir. Kulak zarı dışarı doğru bombeleşebilir ya da içeri doğru yatabilir.
Akıntının kültüründe bakteri gözlenebilir. Bu bakteriler akut kulak enfeksiyonunda etken olan bakteriden daha dirençli ve tedavisi daha zor bakteriler olabilir.
Kafa kemiklerinin röntgenleri ya da Bilgisayarlı tomografisi orta kulak enfeksiyonunun yayılımını gösterebilir.
İşitme testleri gerekli olabilir.

Tedavi:

Antibiyotikler, doktorun enfeksiyonun bakteri kaynaklı olduğunu düşündüğü durumlarda kullanılabilir. Antibiyotiklerin uzun süreli kullanılması gerekebilir ve ağız yoluyla ya da kulak zarının delik olduğu durumlarda kulak damlası formuyla kullanılabilir. Östaki tüpü fonksiyonlarını düzeltmek için geniz eti ameliyatla alınabilir. Cerrah, kulak zarı arkasında biriken sıvının dışarı çıkması için kulak zarına delik açabilir. Bu işleme miringotomi denir. Bu işlemde kulak zarına tüp takılabilir de takılmayabilir de. (Bu işlemde kulak zarına tüp takılabilir ancak tüp takılması zorunlu değildir)Yırtık kulak zarını ameliyatla onarmak kronik kronik kulak enfeksiyonundan korunma sağlayabilir. Kulağın temiz ve kuru tutulması yeniden enfeksiyon oluşmasını engeller. Bu durum miringotomi yapılanlarda özellikle önemlidir.

Hastalık Seyri:

Kronik otit media çoğunlukla tedaviye yanıt verir ancak çocuklarda birkaç aylık bir ilaç tedavisi gerekebilir.
Çoğu kulak enfeksiyonları hayatı tehdit edici olmamakla birlikte rahatsızlık veren bir durumdur,  işitme kaybı ve diğer ciddi komplikasyonlara yol açabilir.

Olası Komplikasyonlar:

  • Kolesteatom
  • Yüz felci
  • Kafa tabanı kemikleri iltihabı (mastoidit)
  • Beyin etrafında enflamasyon (epidural apse)
  • Kısmi veya tam sağırlıkla birlikte kalıcı kulak hasarı

Çoğu çocukta enfeksiyon sırasında ve hemen sonrasında geçici ve hafif şiddette işitme kaybı gözlenebilir. Çünkü orta kulaktaki sıvı uzun süre azalmayabilir. Buna karşı bu sıvı farkedilmeyebilir ve bu çocuklarda işitme kaybı yapan önemli nedenlerden biridir. Herhangi bir sıvının 8-12 haftadan uzun süre kulakta kalması endişeye sebep olur(???) Çocuklarda işitme problemleri konuşmanın yavaş gelişimine sebep olabilir.
Kalıcı işitme kaybı nadirdir ama enfeksiyonların sayısı ve süresinin artmasıyla risk de artmaktadır.

Ne Zaman Bir Doktora Gitmeli?

Sizde ya da çocuğunuzda kronik otit media bulguları olması halinde veya tedaviye yanıt vermeyen akut orta kulak enfeksiyonu olduğunda doktorunuza başvurmalısınız. Kronik otitis media, tedaviye yanıt vermiyorsa, tedavi sırasında veya sonrasında yeni bulgular ortaya çıkmışsa doktorunuza başvurmalısınız.

Korunma:

Akut orta kulak enfeksiyonunun tam tedavisi kronik orta kulak iltihabı gelişimini azaltır. Tedavi sonrası takiplerde kulak enfeksiyonunun tamamen düzeldiğinden emin olmak gerekir.

Diş beyazlatma, diş beyazlatma nasıl yapılır

Yazan: admin 21 Aralık 2009 Pazartesi  
Kategori: Sağlık

DİŞ BEYAZLATMA

Modern toplumlarda bireyler dişlerinin görünümünü önemserler, hatta dişlerdeki şekil ve renk bozuklukları kişide psikolojik rahatsızlıklara kadar varan problemlere sebep olabilir. Dişhekimliğinde estetik ve restoratif maddelerin gelişmesiyle pek çok renk, şekil, konum bozuklukları kolaylıkla çözümlenebilmektedir. Renklenmiş dişlerin beyazlatılması (bleaching), diğer restoratif metotlara kıyasla daha ucuz, pratik ve zararsızdır.

Beyazlatma (bleaching) işlemi nedir ve nasıl yapılır?

Beyazlatma dişlerin yapısında (mine ve dentin tabakasında) oluşan renklenmeleri giderme işlemidir. Şu anda bilinen iki değişik beyazlatma yöntemi vardır. Bunlardan ilki hastanın kendi başına uygulayabileceği bir yöntemdir, aşamaları şöyledir:

Hekimin ağızdan ölçü alıp, dişlerinizin üzerine takabileceğiniz ince lastik kalıpları hazırlatması,
Hastanın kendisi için hazırlanmış özel kalıbın içerisine ilaç yerleştirerek bu kalıbı beyazlatılacak dişlerin üstüne günde en az 6 – 8 saat takması (tercihen uykuda),
Tedavinin ortalama 1 – 4 hafta içinde sonlandırılması.

İkinci yöntem ise klinikte bir hekim tarafından yapılan beyazlatmadır ki aşağıdaki şekilde uygulanır:

Ağartıcı ilaç bu işlem hakkında deneyimi olan bir hekim tarafından diş üzerine yerleştirilir.
İlgili dişin üzerine beyaz renkli ışık kaynağı belli bir süre tutulur.
İşlem bittiğinde sonuç hemen gözlenir.

Her iki yöntemde etkin olmasına rağmen tercih, renklenmenin derecesine, tedavinin ne kadar çabuk sonlandırılmak istendiğine ve hekimin görüşüne bağlıdır.

Dişlerde istenmeyen lekeler neden oluşur?
Bunun bir çok sebebi olabilir. En yaygın olanları; yaşlılık, dişleri boyayan maddelerin (kahve, çay, kola, sigara vb.) tüketimi, travmalar, eski protezler, kaplamalar, dolgulardır. Dişlerin oluşumu boyunca kullanılan antibiyotik (tetracycline) veya aşırı florit tüketimi de dişlerde renklenmelere yol açabilir.Bu durum dişin yapısından ileri gelebileceği gibi diş etkenlerin boyaması ile, gelişim çağında alınan antibiyotik ya da florür nedeni ile, yaşlılıkla, dişe gelen bir darbe nedeni ile de olabilir.

Beyazlatma işlemi kimlere uygulanabilir?
Hemen hemen herkese! Ancak, tedavinin etkili olamayacağı bazı durumlar vardır. Dişhekiminiz tam bir ağız içi kontrol ve teşhisi ile dişlerin bu işlem için uygun olup olmadığını belirleyecektir. Dişleriniz sağlıklıysa daha beyaz ve doğal gülümseme için ideal bir çözümdür.

Beyazlatma işlemi zor ve zahmetli midir?
Hayır! Ağız sağlığı teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde dişleriniz çok kısa bir sürede, güvenli ve etkin olarak beyazlatılabilmektedir.

Güvenli midir?

Evet! Yapılan araştırmalara göre, dişlerin beyazlatılması dişhekiminizin gözetimi altında yapılırsa son derece etkin ve güvenlidir. Dişler ve dişetleri hiçbir şekilde zarar görmez.

Uygulama süresi ne kadardır?

Genelde, ilk uygulamada beyazlama başlar. Ancak, ideal görüntüye ulaşmak için, uygulamanın 10 – 14 gün devam etmesi gerekir.

Dişler beyazladıktan sonra eski haline döner mi?

Dişler her zaman için eskisinden daha beyaz olacaktır. Ancak, hastaların alışkanlık ve ağız bakımına bağlı olarak yılda bir – iki kez pekiştirme tedavisi gerekebilir.

Özetle bu tedavinin başarılı olabilmesi için neler önemlidir?

Kullanılan ilacın markası ve içerği
Bu konuda deneyimli bir hekimin tedavisi altında olmanız
İlacın kullanılma şekli ve tedavi süresi

Tedavi sırasında nelere katlanmak zorunda kalacağım?
Eğer sigara içiyorsanız lastik kalıp ağzınızda iken sigara içmemeniz (ev ağartması için geçerli). Tedavi’nin bitmesi ile ortadan kalkacak hafif soğuk sıcak hassasiyeti.

Sonraki sayfa »